top of page

Çocuğun Geleceğini Okula mı, Kaygıya mı Bıraktık? Modern Söylem, Ezberci Refleks: Veli Eğitim Felsefemizle Yüzleşmek

  • 11 saat önce
  • 5 dakikada okunur

Veli Eğitim Felsefesi
Veli Eğitim Felsefesi

Çocuğun Geleceğini Okula mı, Kaygıya mı Bıraktık? Modern Söylem, Ezberci Refleks: Veli Eğitim Felsefemizle Yüzleşmek Erdal BALCI – Eğitimci Yazar


Bodrum'da fırsat yaratarak sabah denize bakan bir masada oturup öğleden sonra güzel ülkemin eğitim tartışmalarına bakınca, bir gerçek daha da belirginleşiyor. Çünkü okul sadece bir kampüs değildir; Bodrum Yarımadası'nın kendisi, düşünmeye ve gözlemlemeye davet eden bir okuldur diyebiliriz Aristoteles'in düşünce sistemine göre. Şimdi 21. yüzyılda biz veliler olarak gerçekten çocuğun iyiliğini mi konuşuyoruz, yoksa kendi kaygımızı mı yönetiyoruz?


Çünkü okul tercihleri gündeme geldi mi cümleler hızla aynı yere bağlanıyor: "Bu okul kaç net çıkarıyor?", "Kaç dil öğretiyor?", "Sınıflar kaç kişi?" Sanki eğitim; bina, servis ve taksit üçgeninde çözülebilecek bir meseleymiş gibi…


Benim Veli Eğitim Felsefesi üzerinde "fazla ısrarcı" olmamın bir nedeni var. Öğrenciliğimi lise bitene kadar ülkemizin dokuz farklı ilinde, on bir farklı okulunda tamamladım. ODTÜ Eğitim Fakültesi'nde çok zor geçen yedi yıldan sonra mezun olup, ardından on yedi yıl Anadolu'nun farklı köşelerinde devlet okullarında çalıştım. Köy okullarından büyükşehirde bulunan ortaokullara, Anadolu liselerine kadar... Sonra görevden çekilip sırasıyla Bodrum'da yabancı dil okulu, etüt merkezi, çocuk kulübü kurucusu oldum. 2018 yılında ise kurucu ortağı olduğum özel okulla bu yolculuğuma devam etmekteyim.

Bu kadar farklı ölçeklerde kazanılmış tecrübeyle şunu gördüm: Okulun niteliği kadar velinin "eğitim felsefesi" de belirleyicidir. Bazen daha da belirleyicidir. Neden mi? Çünkü OECD üyesi ülkelerden biri olarak PISA sınavları sonuçlarına sadece ülke başarı sıralamasını yükseltmek gerekli diyerek bakmanın yeterli olmayacağını, velilerin bakış açılarını kökten değiştirmelerinin gerekliliğini vurguluyor geçerli ve güvenilir analizler.


PISA 2022 sonuçları yayımlandıktan sonra tüm alanlarda üst sıralarda görülen ülkeler arasında Singapur, Makao, Japonya, Tayvan, Güney Kore, Hong Kong, Estonya, Kanada, İrlanda, Finlandiya gibi örnekler dikkat çekti. Elbette her birinin sınav düzeni, kültürü, öğretmen yetiştirme dizgesi ve fırsat eşitliği tartışması farklı. Ancak ortak bir "görünmez bileşen" var: Velinin rolü, okulun rolünü gölgelemiyor, tamamlıyor.


Güney Kore örneği bu yüzden çarpıcıdır. "Suneung" (수능) adıyla bilinen gün, üniversiteye girişte belirleyici olan CSAT (Üniversite Yeterlik Sınavı) sınav günüdür. O gün ülke genelinde uçuşlar durdurulur, iş yerleri geç açılır, polis sınav merkezlerine gidenleri yolda tutmamak için görev alır. Bu ritüel, sınavı yüceltmekten çok, eğitimin toplumsal ağırlığını ve millet bilincini gösterir. Bizde de ağırlık var; fakat yönü çoğu zaman "destek" yerine "denetime" kayıyor.

Türkiye'de yasa, veliyi eğitim sürecinin paydaşı olarak tanımlar; özellikle devam-devamsızlık, okul-aile birliği ve öğrencinin korunması gibi konularda veli sorumluluğunu açıkça çizer. Ne var ki sahada sık gördüğüm tablo şudur: Veli rolü, "maddi katkı + anlık müdahale" ikilisine indirgenebiliyor. Oysa eğitim anlık müdahale kaldırmaz; tutarlı bir felsefe ister.


1) Yapılandırmacı mı, Aktarımcı mı? Velinin Dilinde Modern, Refleksinde EzberciBurada "ezberci" kelimesi günlük dilde daha anlaşılır; fakat eğitim bilimlerinde daha net karşılığı çoğu zaman aktarımcı/öğretmen merkezli yaklaşımdır. Ben bu yazıda ikisini birlikte kullanacağım: "ezberci (aktarımcı) refleks".

Son bir yıldır, velilerin okul tercihleriyle kendi değerlerinin uyumunu anlamaya çalışan, geliştirdiğim bir ölçekle veri topluyorum. Bu ölçek dört temel temaya odaklanmakta: yapılandırmacılık (konstrüktivizm), özerklik (otonomi), veli–okul iş birliği ve 21. yüzyıl becerileri. Amaçlarından biri, velinin söylemde "modern" olup refleks düzeyinde "ezberci (aktarımcı)" kalıp kalmadığını anlamaktır.

"Çocuğumun araştırarak öğrenmesi ezberlemesinden daha önemlidir" cümlesi kâğıt üzerinde neredeyse herkesin ağzında doğru. Ama aynı gün akşam evde şu sahne de sıklıkla yaşanabiliyor:Çocuk: "Bugün derste tartıştık, model yaptık, deneme-yanılma oldu."Veli: "Peki defterini getir bir bakayım?"Çocuk: "Çok yazmadık."Veli: "Demek ki ders işlenmedi…"


Sorun çocuğun "az yazması" değil; velinin kafasındaki "ders işlenmişlik" göstergesinin hâlâ sayfa sayısı ve sınav adedi olmasıdır. İlginç olan da şu: "Yaratıcılık, iletişim, sorun çözme" diyoruz; ama ölçerken hâlâ "net"ten başka bir birim kullanmıyoruz.


Kısa ama önemli bir not: Okulun eğitim felsefesi ile her dersin öğrenme doğası aynı şey değildir. Matematikte kavramsal inşa ile yabancı dilde iletişimsel yeterlik aynı öğretim araçlarıyla ölçülmez; fen bilimlerinde deneysel düşünme ile toplum bilimlerinde tartışma kültürü farklı ritim ister. Veli "tek doğru yöntem" aradığında, çocuğu derslerin doğasına aykırı bir kalıba sokabilir. "Proje yaparak öğrenme harika" derken, aynı anda "ama proje notu ortalamayı düşürmesin" diye düşünmek; bu çelişkinin en açık göstergesidir.


2) Özerklik: "Hata yapsın" demek kolay, "doğal sonucuna alan açmak" zor

Özerklik yaklaşımında en önemli cümle şudur: Başarısızlık öğrenmenin parçasıdır.

Fakat uygulamada, Türkiye'de kaygı özellikle LGS (Liseye Geçiş Sınavı) gündemiyle birlikte ortaokulun ikinci yarısında yükselir. Burada bir çelişki var: LGS her öğrenci için zorunlu bir sınav değildir; buna rağmen birçok aile için fiilen "zorunlu"ya dönüşür.

Daha ağır çelişki şu: BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) uygulanmış, öğrenme güçlüğü yaşayan ya da öğrenme becerileri orta düzeyde olan; hatta geçerli-güvenilir ölçme araçlarında 100 üzerinden 70'in altında ama 50 puanın üstünde başarı gösteren çocukların bile veliler tarafından yoğun baskıyla bu yarışın içine sokulduğunu görüyoruz.

Bu durumun olası sonuçları: çocukta yetersizlik duygusu ve öğrenilmiş çaresizlik, okulda sınıf ikliminin "yarışa" indirgenmesi, öğretmende sürekli yetiştirme baskısı, ailede ilişkinin "başarı" üzerinden tanımlanması.

Özerklik, "çocuğu yalnız bırakmak" değildir. Özerklik; çocuğa yapı + seçenek + geri bildirim vermektir. "Denetim" ise çocuğun direksiyonuna geçmektir. Aradaki fark, çocuğun hem öğrenme hem ruhsal dayanıklılığını belirler.


3) Okul seçimi: "En iyi okul" yok; "en uyumlu okul" varBunu net söyleyelim: Hiçbir okul herkes için "en iyi" değildir. "İyi" dediğiniz şey; çocuğun mizacı, ailenin değerleri, okulun öğretim yaklaşımı, öğretmenin niteliği ve bulunduğunuz bağlamla birlikte değişir.

Asıl soru şudur: "Bu okulun eğitim yaklaşımı, benim evde sürdürdüğüm anne-babalıkla uyumlu mu?"

Eğer siz "Öğretmen bilgiyi doğrudan aktarmalı, öğrenci dinlemeli" diye düşünüyorsanız (aktarımcı beklenti), yapılandırmacı öğrenme tasarlayan bir okulda sürekli huzursuz olursunuz. Bu huzursuzluk çocuğa, öğretmene ve sınıf iklimine bulaşır. En sonunda da "Bu okul bize göre değilmiş" dersiniz—ki çoğu zaman sorun okuldan çok uyumsuzluktan kaynaklanır.

Burada kademeler arası fark da önemlidir: İlkokulda oyun, merak ve düzen; ortaokulda kimlik, akran ve çalışma alışkanlığı; lisede amaç, derinleşme ve öz-düzenleme öne çıkar. Velinin felsefesi bu geçişlere göre esneyebilir, ama "panik" üzerine kurulursa esneme değil kopma yaşanır. Özellikle ortaokulun 7. sınıfından sonra, LGS kaygısıyla birlikte velinin "denetleyici" davranışlarının arttığını sahada sık gözlüyoruz. Oysa araştırmalar, özellikle ergenlik döneminde denetleyici anne-babalığın güdü ve iyi oluş üzerinde olumsuz sonuçları olabileceğini; buna karşılık yapılandırıcı, destekleyici katılımın daha işlevsel olduğunu gösteriyor.


4) "Veliyi müşteriye indirgemek" ne demek?"Müşteri" benzetmesi şu anlama gelir: "Ben parasını veriyorum; karşılığında hiçbir sorumluluk almadan sonuç beklerim."

Bu yaklaşım, sadece özel okulda değil, devlet okulunda da farklı biçimlerde karşımıza çıkar: İlgisizlik, duyarsızlık, çocuğun devamsızlığını önemsememe, okulun çağrılarına yanıt vermeme, öğretmeni değersizleştirme… Sonuç değişmez: okul tek başına kalır.

Son sözEğitimi okuldan beklemek kolay; veliliği "sonuç satın alma"ya indirgemek daha da kolay. Zor olan, kendi eğitim felsefemizle yüzleşmek. PISA'da üst sıralarda görülen ülkelerin bize bıraktığı ders basit: Okul tek başına mucize yaratmaz; veli de tek başına direksiyona geçip çocuğu "başarıya süremez". İkisi aynı yöne bakarsa yol alınır.

Bugün veliler olarak yalnızca çocuklarımızı değil, kendi eğitim felsefemizi de değerlendirme ve güncelleme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. 21. yüzyılın eğitim bilimleri bize açıkça şunu söylüyor:


Eğitim değişti; şimdi sıra velinin kendini yeniden konumlandırmasında.


Kaynakça

  1. Balcı, E. (2025–devam ediyor). Veli Eğitim Felsefesi Ölçeği: Veli tutum ve beklentilerine ilişkin izleme çalışması (devam eden bilimsel çalışma; saha notları ve kurumsal arşiv). Erişim: https://www.bodrumbritishculture.com/veli-felsefesi-anketi (Erişim tarihi: 29.01.2026).

  2. Balcı, E., & Tekkaya, C. (2000). Ölçme ve değerlendirme tekniklerine yönelik bir ölçeğin geliştirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 18(18). Erişim (PDF): https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/88000 (Erişim tarihi: 29.01.2026).

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page